Elif Bebeğin Hikayesi (ORGAN NAKLİ)

           Merhaba, yeni doğduğumda başımı dik tutuğumdan annem ismimi Elif koymuş elif gibi dimdik doğru ol demiş. Başını hiçbir zaman yaşamın zorluklarına eğme demiş ne var ki doğduğum gibi zorluklar başlamış.  4.günüm de yaptığımız  sağlık  taramasında durumumun iyi olmadığını anlamış doktor amca  ‘’bir hafta sonra gelin tetkikleri yenileyelim ’’ demiş. Eve döndüğümüzde sarardığımın farkına varmış annem yeni doğan sarılığı sanıp sık sık beslemeye başlamış besledikçe rengim daha da sararmış, yeterince besleyemiyorum deyip geceleri uyumamaya  karar vermiş. 11 günlükken tetkiklerimi yenilediler ve beni hemen ışık tedavisine aldılar bir gece kaldıktan sonra hiçbir şeyin değişmediğini gören doktor amca babama bunu hemen Malatya ya götürün demiş. Annem sormuş niye Malatya ? Ankara İstanbul değil de niye Malatya? Bilmezmiş ki Malatya da karaciğer hastalıkları ile ilgili kocaman bir hastane varmış. Doktor amaca anlatmış ‘’karaciğerlerinde bir sorun var Elif bebeğin, (en yakın yer olarak ) ne olduğunu ancak orası anlar’’ demiş.

            Vakit kaybetmeden Malatya ya gittik hastaneye yatışım yapıldı. Her gün bir çok kan tahlili yapıldı, sonuç alınamayınca biyopsi yapılmasına karar verildi. Sonuç bir hafta sonra çıktı; safra kanalı yokluğu denildi. Anlatmaya başladılar; karaciğer ne kadar dayanır bilmiyoruz. belki bir ay belki 10 yıl   ama eninde sonunda karaciğer nakli gerekecek denildi. Bebek 10 kğ olmadan ameliyat yapamayacaklarını,  bebek ne kadar büyürse ameliyat başarı şansının o kadar artacağını, sürekli kontrol altında olunması gerektiğini söylediler.

            Annemin kafasında bir çok soru vardı. neden böyle oldu. Başka çaresi yok mu? Yanılıyor olabilirler mi? Genetik mi? Bunlar yetmiyormuş gibi çevrenin söyledikleri; kestirmediniz mi? kestirmekte geç mi kaldınız gibi sözler…. neydi kestirme  anlatayım: bizim yöremiz de bebekler sararmaya başladıklarında bazı kişilerce bebeğin yada annenin  kulak arkası, yanağı yada dil altı jiletle kesilerek kanatılır ve anneye 1 hafta perhiz yemek önerilir. Annem kestirmeye hep karşı çıktı enfeksiyon kapar daha da kötü oluruz diye düşünüyordu. Gerek çevrenin baskısı gerekse babamın baskısıyla( bu bebek senin yüzünden düzelmiyor) beni bir köye götürdüler. Annemin dudak altını bir iğne ile kanattılar ve bu iğne önceden sarılık olan birçok kişide kullanılmış olan bir iğne idi hepatit A sı B si hata C si olan bir hastada kullanılmış ise anneme bu hastalığı bulaşmaması içten bile değildi. Eve döndük değişen hiç bir şey olmadı olamazdı da rahatsızlığım belliydi benim. Babam bir türlü kabullenemiyordu, kestirdiğimiz yer iyi değildi başka yere kestirmeye götürelim diyordu. Denize düşen yılana sarılırcasına her söylenene inanıyor  bir çare  arıyordu. Sonunda benim kulak arkamı da  kestirdiler yine çare olmadı.

           Bu arada Malatya tedavilerimiz devam ediyordu.4 aylık olana kadar normal bir bebek gibi yiyen kilo alan yalnız karnı şiş ve rengi sapsarı bir bebektim. 5. Aydan sonra ağrılarımla beraber zayıflamaya başlamıştım. Ağrılarım gün gittikçe dayanılmaz hale gelmişti. Gece gündüz  ağlamaktan sesim kısılmış ve  nefes alamaz hale gelmiştim. Annem 5. aydan ameliyat olduğum güne kadar hiç uyumadı diyebilirim. Anneme yardıma gelen yakınlarımızda benim çektiğim acıları görünce biz dayanamıyoruz diyip gidiyorlardı. Bir gün annem beni kucakladı ve şöyle dedi ‘’Allah ım bu bebek ölecekse bu kadar acı çektirme al canını’’ dedi. Akşam saatlerinde annemde dayanılmaz bir ağrı başladı hastaneye gitti muayene ve tetkiklerde hiç bir şey çıkmadı yapılan ağrı kesiciler hiç işe yaramıyordu. Saatlerce sürdü bu durum sonra annem yaptığı hatayı o büyük hatayı anladı. Allah’ım tövbe dedi bende eninde sonunda öleceğim ama şimdi değil bu acıya rağmen ölmek istemiyorum dedi. Canı veren sensin vakti zamanı gelince canı alan sensin  isyan ettim beni af et demesiyle ağrısı bıçak gibi kesiliverdi. O günden sonra annem Allah’ım yavrum sana emanet şifa ver diye dua etti hep.

          Organ nakli çok yabancısı olduğumuz bir konu olduğu için annem ve babam araştırmaya başladı. Gerek doktorlardan aldıkları bilgiler gerek internetteki bilgiler gerekse daha önce karaciğer nakli olan ailelerden aldıkları bilgilerle bir şeyler öğrenmeye başladılar. Karaciğer kendi kendini yenilen bir organ olduğunu böbrekteki gibi bir doku uyumunun gerekmediği sadece kan grubunun  aynı olması yeterli olacağını, vericinin  akraba olması gerektiğini aksi taktirde Etik Kurulunun  izninin gerektiğini öğrendiler. Bununla beraber vericinin safra kesinin olması ve fazla kilolu olmaması da gerekiyormuş

           Babam ile kan grubumuz aynı olduğundan   babam hiç  tereddüt etmeden karar verdi ve fazla kilolarını vermek için rejime başladı.  Ameliyat gününe kadar 12 kilo verdi. Ameliyat kararını duyan aile büyüklerimiz canlı verici ameliyatına karşı çıkıyorlardı . Bu küçücük bebek için hele de bir kız çocuğu için canını tehlikeye atma diyorlardı. Babam beni yaşatmak için elinden geleni yapmaya kararlıydı. Bu canın bana ihtiyacı  var  ise ben bunu yaparım ‘’Bebek yada büyük, kız yada erkek hiç fark etmez’’ diyordu.

           7 aylık iken tehlike çanları çalmaya başladı. Malatya da organ nakli bekleyenler listesinin en başındaydım. Maalesef ülkemizde organ bağışı az olduğundan hiç şansım yoktu .Tek çarem canlı verici olan babam idi. Babam ‘’ Allahım Elif için birileri ölecek ise   kimse ölmesin yakınlarına bu acıyı gösterme diye dua etti’’.

          Malatya da bizi organ nakli yapan birime yönlendirdiler orda kilomun düşük olduğunu, babamın karaciğer yapısının ameliyata uygun olmadığını ameliyat yapamayacaklarının söylediler. Bunu duyan ailem büyük bir çaresizlik içine girdi. Annem ve babam hastanede çalıştıklarından oradaki doktorlar da yardım  ediyor moral veriyor çareler arıyorlardı. Bir doktor ameliyat olduğum İstanbul Şişli Memorial hastanesini önerdi, telefon ile görüşmemizi istedi. Özel bir hastane olduğu  için ellerindeki  her şeyi verseler dahi hastane masraflarını ödeyemeyiz diye tedirgindi ailem. Yaptığımız telefon görüşmelerinde organ nakillerinde hastane masraflarının Sağlık Bakanlığı tarafından ödendiğini öğrendiler. Vakit kaybetmeden  aile büyüklerimizden habersiz İstanbul a gittik bana ve babama yapılan tetkiklerden sonra ameliyata karar verildi çünkü artık benim için son iki –üç gün diyorlardı.  Ameliyatı  yapacak olan  Prof Dr.Koray ACARLI  ailem ile görüşmesinde zor bir ameliyat olacağını ameliyattan sonrada  bazı zorlukların süreceğini hatta mümkün ise 1 yıl hastaneye yakın bir yerde  oturmamızın iyi olacağını anlattı.

        Ertesi gün  bir sedyede babamın kucağında ameliyathaneye götürdüler. Ameliyathane kapısının önünde bekleyen annem, 2 personelin hakkımda ki konuşmalarını duydu ‘’bebek 5 kğ babanın karaciğer yapısı farklı, nasıl aldılar bunları ameliyata bebek kurtulmaz  babayı da boşu boşuna yaralayacaklar’’ diyorlardı. Bunları duyan annem olduğu yere çöküverdi. Büyük bir moral bozukluğu ile ameliyatın bitmesini bekledi. Babamın ameliyathanedeki 4 saati  benim 8 saatim anneme asırlar gibi geldi. Ameliyat bittiğinde Prof. Dr. Koray ACARLI anneme bilgi vermek için yanına çağırdı.Çok zor bir ameliyat olduğunu ve başarılı geçtiğini söyledi. Elindeki  telefonunu ve bir kalemi uc uca tutarak biz bunu buna monte ettik,  işimizin ne kadar zor olduğunu görüyorsunuz değil mi dedi. Biz elimizden geleni yaptık gerisi Allahın taktiri dedi.

         Ameliyattan sonra beni ve babamı yoğun bakıma aldılar. Annem bizleri görmeden hiçbir yere gitmek istemiyordu. O geceyi hastanenin lobisinde geçirdi .Ertesi sabah saat:11:00 de  Yoğun bakım doktoru  Uzm Dr. İlhan OCAK   hasta hakkında bilgi verdikten sonra hasta yakınlarını içeri alıyordu. Sağlık durumumuzun iyi olduğunu öğrenen annem yanıma koştu annemle göz göze geldik artık ağlamıyordum, rahatlamış sakince etrafı izliyordum. Annem önlüklü ve maskeli olduğu için tanıyamamıştım, elimi tutup benimle konuşmaya başlayınca  tanıdım annemi.   Elimdeki parmaklarını  sımsıkı tutum, anneme nazlanmak için  dudak bükerek ağlamaya ve mama istemeye başladım. Annemde ağlamaya başladı. ‘’Bu kadar görüşme yeter’’ diyen hemşirenin uyarısıyla babamın yanına geçti. Babam annemin gözlerini yaşlı görünce ilk sözü Elif yaşıyor mu? oldu. Evet yaşıyor ve çok iyi dedi annem. Babam inanmıyor kalkıp görmek istiyordu. Gün içinde tekrar ziyaret olduğunu elifi videosunu çekip göstereceğini sakin olmasını istedi annem. Saat 15:00 teki ziyarette videomu çeken ve babama gösteren annem bak yalan söylemiyorum elifimiz çok iyi dedi.

   Yoğun bakımdaki 3.günün sabahında Uzm.Dr.İlhan Bey durumumun kötü olduğunu akciğerimin tamamını sıvı ile kaplandığını ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını söyleyerek annemin ziyaret için içeri aldı. Annem geldiğinde daha fazla acı hissetmemem için ilaçla uyutulmuştum. Bu durum günlerce böyle sürdü. 1. haftadan sonra  boğazıma açılan bir delik (trakeostomi)  ile  solunum cihazına bağlandım. Annem her gün; günde 2 defa ziyaretime geliyor elimden tutup benimle konuşuyor dua edip gidiyordu. Annem için, babam için, benim için uğraşan doktorlar için, benim için dua eden herkes için direniyordum. İsmim gibi, Elif gibi dimdik. Allah izin verdikçe direnecektim. 41.gün solunum cihazıyla birlikte servise aldılar annem artık hep yanımda olacaktı. Solunum cihazına bağlı olduğum için hemşireler sık sık aspire işlemini gerçekleştiriyorlardı. Sabaha karşı hemşire aspire işlemini geçekleştirirken birden nefes alamadım çırpınmaya başladım. Bir şeyler oluyor dedi annem monitöre baktı kalp atımlarım yok düz çizgi idi. Hemen mavi koda basıldı hemşire servisteki ikinci hemşireye ambu seti diye bağırıyordu. Mavi kod ekibi gelmeden  geri gelmiştim. Ekip geldiğinde de  annem gözlerini benden ayırmadan geriye doğru 3 adım attı. Soğukkanlı davrandığı için hemşire anneme teşekkür etti.

O günü yoğun bakımda geçirdim. Akşama doğru beni yine servise aldılar. Serviste de 28 gün kaldım.Artık iyileşmiştim.Eve gidecektim ağabeyime her zaman en zor anlarda yanımızda olan teyzeme kavuşacaktım.

 Eve geldiğimizde kapıyı teyzem açtı onca zamandan sonra teyzemi unutmamıştım. Teyzem  beni kucakladı  bu Elif mi iyileşeceğine inanmıyordum dedi.

Eve gelmiştik en az ameliyat öncesi kadar zor bir dönem bizi bekliyordu. Bağışıklık sistemim baskılandığından her türlü mikroba açık haldeydim. Çok  temiz bir ortamda kalmam evin içindekilerle bile fazla temasta bulunmamam ve ilaçları zamanında almam gerekiyordu. Bir taraf tanda maddi olarak çok yıprandığımızdan annemin çalışmaya başlaması gerekiyordu. Refakat izinlerini kullandıktan sonra çalışmaya başladı annem .O sıralarda sık sık enfeksiyonlara yakalanıyordum.Çok zor dönemler geçiriyorduk buna rağmen annem çok şanslıyım diyordu. Çünkü amirim iyi  bir hekim (Uzm.Dr.Şahin YAZTÜRK)   vicdan sahibi mükemmel bir insan diyordu. Böyle bir amire bir ağabeye bir babaya  sahip olduğu için şanslıydı annem. Annem gibi annelere, çocuğu engelli olan annelere   gün için esnek çalışma saati uygulaması olsa ne iyi olurdu.

Bu mektubu okuyan dinleyen herkese sesleniyorum şöyle bir dakika düşünün organ bekleyen bir hasta olduğunuzu düşünün yaşamak istemez misiniz? sevdiklerinizle beraber olmak istemez misiniz? organ bulunduğunda mutlu olmaz mısınız ?  o zaman mutlu edin kendinizi organ bağışında bulunun ve büyük bir sevap kazanın Kuranı Kerim Maide Süresi 32. Ayetinde ‘’ Kim bir insanı yaşatırsa tüm insanları yaşatmış  gibi olur’’ diye geçiyor. Bu sevabı da almak istemez misiniz.? Yaşanmış bu hikayemde ben çok şanslıydım herkes benim gibi şanslı olmayabilir ne olur onlara da bu şansı organ bağışı ile siz verin. Ülkemizde her yıl 3- 9 Kasım Organ ve Doku Bağışı Haftası olarak kutlanmaktadır. Lütfen organ bağışını ertelemeyin.

         Elif Bebek emeği ve duası geçen herkese teşekkür eder.(emeği geçenlerin sayısı o kadar çok ki hepsinin ismini yazamadık)

       Sayın Başhekim Bey bir gün şöyle demiştiniz Saliha  kızım bu mücadeleyi kazandığında yerel basında yayımlanmak üzere bir yazı yazarsın  belki ; 

        Biz bu mücadeleyi ameliyata karar verdiğimiz an itibari ile kazandık Elifi bir dakika fazla yaşatabildik ise mücadeleyi kazandık demektir.  Bu yazımın organ bağışına katkıda bulunacağına inanıyorsanız ve  yayımlamaya değer buluyorsanız yine yardımlarınızı bekliyoruz. 

TEŞEKKÜRLER                                                                                           



Haber Tarihi : 28 Eylül 2017 - Okunma Sayısı : 741